Ana içeriğe atla

Acının rengi olmaz derler ama..

Acının rengi olmaz derler ama..
   Bugün 14 Mayıs Türkiye'sinin gece 3 buçuğu.Saatlerdir fiziki veya ruhen bir yerdeyiz,Soma'da.Siyasiler koştu hemen alanlara yakınen,takiben izlemeler falan.Sosyal medyadan klavye sesli çığlıklar duyduk.Meydanlarda nöbetler başladı.
   Siyahtı her şey,bir madencinin yüzü gibi,ekmeğe bulaşan rengi gibi teninin,çocuğundan aldığı makas izi gibi,kirası gibi sayarken parasını.En çok da burası siyahtı sanırım.Katlandığı şartların rengi,çocuğunun okul taksidi,annesinin ilaç parası,bitmeyen borçlar..Yerin kilometrelerce altında çırpındığı ailesi,aileler.
    Şimdi evin kapısında beklediği gibi çocuk babasını haberini bekliyor,eşini beklediği gibi bir kadın,oğlunun sevdiği yemeği yapan anne gibi bekliyor o karanlık,siyah maden ocağının önünde.Binlerce kez hayal ediyor gözlerinde sevinçle birbirlerine bakacakları anı.İçin içini yiyor çocuk,ölüyorsun zaman geçtikçe her ölüm haberine üzülüp bir yandan seviniyorsun.Yahu nasıl histir bu! Nasıl anlatılır! Ne merhem olur kader demek mi şehit der maaşa bağlarız gibi sığ anlayışlar mı? Ne söndürür o ateşi yanan canlarıysa..
   Bir akşam yemeğinde eksik bir tabağın yerini ne doldurur? Aklınız alabiliyor mu? Bugün tam 151 aile acıya boğuldu ne yazık ki şimdilik 151..Dakikalar geçtikçe artıyor dakikalar geçsin istemiyorum.Acı sert umutlu bir bekleyiş uzaktan görebildiğimiz.Çalınan sevinçleri,mutlulukları,görülemeyen mezuniyetleri,emekli olununca torunlara alınacak bisikletleri çaldılar hepsini,her şeyi çaldıkları gibi..Unutucaklar hepsini,hepsini unuttukları gibi..
 Unutmayacak olanlar belli.Babasının adının bir statta anons edilenler unutmayacak bu günleri.O manzarayı görenlere ne desek işe yarar? Bahsetmiyorum siyasilerin zırvalıklarından,bahsetmiyorum twitter taglerinden bu kadar nefret etme boyutuna nasıl geldik birbirimizden de demiyorum,desem ne olacak kalpleri ısınacak mı onların onlarca can yandı ısınmadı,ısınmayacak kabullendim.Ben sadece bir evin sıcak bir odasında otururken geçerken bir maden ocağının önünden yıllar geçtiğinde göreceği renklerin hissindeyim.Sarısı,siyahı hatırlatacak onlara bu derin hüznü.Yazmak geldi içimden boğazımın düğümleri izin vermedi,karaladım bir şeyler..Göçük altında değiliz ama hüzün her tarafımız olabildiğince yaşıyoruz iştehttps://www.facebook.com/profile.php?id=729444783

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Düş Durakları: Viktoryen Etik ve Türkiye

Düşlerimiz, sadece bize ait olan, bazen kendimizden bile sakladığımız iyi günler atlası. Her gece düşlerle uyuyup her sabah aynı günlere uyanmak belki de. Ancak yaşadığımız çağ ile birlikte düşlerimizin de biçim değiştirdiği bir gerçek.  Televizyon dizileri, evlilik programları, popüler edebiyat ve sosyal medyayla birlikte  her şeye yetişme ve her şeyi gösterme kültürünün giderek artması düşlerimizi birazcık amiyane tabirle baltalanıyor sanırım. Bu durum tabi ki bu çağda hortlamadı! Geçmişi uzun. Adı da Viktoryen Etik. Bu nedenle iyimserlikle gerçekliği bulamayacağımız gerçeğinden yola çıkıp kötümser diyebileceğimiz bir bakış açısıyla özgürleşim alanlarımızın daralmasından bahsetmek iyi olacak. İnsanın doğal yanlarını bastırıp, kendini işine vererek yükselmesini vurgulayan 19’uncu yüzyıl İngiltere’sinde başlayan  Viktoryen Etik , aslında Adorno’nun  “Aydınlanmanın ilk insanı Odysseus’un kendisidir’’  sözünden de anlaşılacağı üzere, uygarlığın binlerce yıllık...

Göstereni severim gösterilenden ötürü; Gösteri Toplumu üzerine

Saç kurutma makinesinin sesinden rahatsızım. Parfümünüz dünyanın en güzel kokusu değil. Yürürken de şehirleri devirmiyorsunuz. Kendinizi göstermeye çalışmanızdan rahatsızım. Aynıyız, farkında değilsiniz ama ben anlatacağım.Benzetilmek üzere dünyaya geldik ve bizi bir güzel benzetecek bizim gibiler. Başarılı olacaklar ve sonunda biz onlara benzeyeceğiz. Karakterimizin ağzına sıçacaklar, aynı şeyleri yapmazsak ötekileştirileceğiz. Yaşadığımız çağ dönüştürüyor bizi farkında mısınız? Kemikleri kırılıyor hislerin. Ruhumuz çatlıyor çatır çatır ama sesini duymuyoruz. Duymuyorsunuz. Ben farkındayım, midem bulanıyor her gün. Kusmak istiyorum. Tüketim lunaparkında her gün başka bir oyuncağa binmekten rahatsızım. Etrafa gülümsemekten rahatsızım. Başarı diktasından rahatsızım. Eğlenmek zorunda olmaktan rahatsızım. Hayatıyla bir “etki” oluşturamayan insanların ontolojik kaygılarını izole etmek için bulduğu günü birlik “anlık” tepkilerden rahatsızım. Benim gibi düşünen biri daha var Karamsar ama ger...

Alarmı icat eden adam insanların 5 dakika daha uyumak istediğini nereden biliyor?

Alarmı icat eden adam insanların 5 dakika daha uyumak istediğini nereden biliyor? Bazı günler uyandığımda hangi günde olduğumu,bu günlere nasıl geldiğimi hatırlayamıyorum.Sanki zaman makinası bozulmuş da olmamam gereken zamanlara ve mekanlara atılmışım gibi..Zamanın ruhu sıkışmış sanki,yapılacak onca şeye rağmen ve zamana rağmen müthiş bir zamansızlık içindeyim.Zamanımı gereksiz şeylere harcamak istiyorum bazen.Size de oluyor mu? Düşünmeden,öylesine.Basit.Herkes gibi.Biraz egonuz kırıldı değil mi? Çünkü istemezsiniz herkese benzemek,hepimiz kendi zamanımızın krallığını kurmak isteriz.Gönüllere taht kurmak deyimi buradan mı geliyor acaba..Kim bilir.Belki yer yüzündeki tüm krallar akıldan çok gönülde yer almak istemişlerdir de elleri kanlı olduğundan kalbi tutacak cesareti gösterememişlerdir.Bilmiyorum herkes cesaretsiz zaten,kabuğuna çekilme derdinde tüm vücutlar..ama zamanımı yakalayamıyorum ben ya,hep 5 dakika daha diyorum her şey için.Zaman düşmanım gibi çoğu zaman,onunla yarı...